Böğürtlen, yol kenarlarında, tarlaların arasında veya yol kenarlarında sıkça görülebilen, insan sağlığı için son derece faydalı, mineral ve vitamin kaynağı bakımından oldukça zengin olan bir bitki türüdür. Peki sağlık açısından oldukça faydalı böğürtlenin yararları nelerdir? Hangi rahatsızlıklara iyi gelir?

Ülkemizde kolaylıkla yetişebilen böğürtlen, gülgillerler familyasından bir bitki türüdür. Ham olan meyveleri kırmızı renklerde olup olgunlaştıkça rengi siyahlaşmaktadır. Görünüş olarak çileğe benzemektedir. Meyvenin bitkisi dikenli bir yapıya sahiptir ve yol kenarlarında bahçelerdeki çitlerde sıklıkla görülmektedir. Meyvesi C vitamini bakımından oldukça zengindir. Böğürtlenin meyvelerinin olgunlaşma dönemleri mayıs sonlarına doğru başlayıp, Ağustos ayına kadar devam etmektedir. Böğürtlen, vücuda zararlı olan maddelerin temizlenmesi için çok faydalıdır. Vücut için oldukça etkili bir antioksidan kaynağıdır. Tansiyon rahatsızlığı olanların düzenli kullandıklarında tansiyonlarını düşürdüğü tespit edilmiştir. Yorgun olan ve halsizliği bulunan vücudu dinlendirir, güçlendirir. İdrar rahatsızlığı olan kişilerde, idrar söktürücüdür ve kabızlığa çok iyi gelmektedir. Ham olan yani tam olgunlaşmamış olan böğürtlenler de ishal kesici özelliğe sahiptir. Bunun yanında  böğürtlen yendiğinde gözlere üzerinde olumlu faydaları vardır. Ayaklardaki şişkinliğe iyi gelmektedir. Bunlar böğürtlenin sayısız faydalarından bazılarıdır. İşte böğürtlenin vücuda yararlarının tamamı…

BÖĞÜRTLENİN FAYDALARI NELERDİR?

– Böğürtlen ve yaprağının bünyesinde bulunan antioksidanlar sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirip, kansere karşı vücudu koruyucu etkisi vardır.

– Böğürtlen ve yaprağı bademciklerdeki, ağızdaki, dildeki ve diş etlerindeki iltihapları çayıyla gargara yaparak kullanabilirsiniz.

– Böğürtlen ve yaprağı iyi bir idrar söktürücü olup, toksin arttırıcıdır.

– Yüksek tansiyonun düşmesinde de yardımcıdır.

– Böğürtlen ve yaprağı göz rahatsızlıklarına da iyi gelir.

– Mesanede oluşan taşların düşürülmesini sağlar.

– Bayanlardaki akıntıların giderilmesinde ve adet kanamalarının azalmasını sağlamaktadır.

– Böğürtlen ve yaprağı dışarıdan kullanımında da ağrı kesici etki gösterir.

– Yanıklara ve basura iyi gelir. Böğürtlenin taze yapraklarının lapasını yaparak rahatsız bölgeye uygulanarak tedavi edilir.

– Böğürtlenin kökünü kaynatarak suyunu içerseniz. Kan şekerini düşürücüdür.

– Yaşlılığın sebep olduğu hafıza kaybını engeller.

– Böğürtlenin suyunu sıkarak içerseniz amele de yararlıdır. Sıkılan suyu bekletilmeden içilmelidir, aksi takdirde sirkeye döner.

– Böğürtlen ve yaprağı ayaklardaki yorgunluğu giderir.

– Böğürtlen ve yaprağı cildinize de gerginlik ve parlaklık kazandırır.

– Solunum yolları rahatsızlıklarına oldukça faydalıdır.

Kansere karşı etkilidir: İçeriğindeki zengin antioksidanlar sayesinde kanserle mücadelede yardımcı olmaktadır. Böğürtlen, kanserle mücadele yetenekleri ile bilinen bir antioksidan sınıfı olan polifenolleri içermektedir. Özellikle, antosiyanin (belirli bir polifenol) bu meyve içerisinde yüksek konsantrasyonlarda bulunur. Antosiyaninler, böğürtlen tarafından kanser gelişimine karşı kullanılan birincil silah olarak düşünülmektedir. Yapılan bir çalışmada; akciğer kanseri açısından, böğürtlenlerde bulunan spesifik bir antosiyanin olan siyanidin-3-glukositin kanserli akciğer tümörlerinin büyümesi üzerinde önemli etkilerinin olduğu ve büyümesini engellemeye yardım ettiği gösterilmiştir.

K vitamini, prostat, kolon, mide, burun, ağız ve karaciğer kanserlerinin önlenmesinde ve bunlarla mücadelede rol oynamaktadır. Bir porsiyon böğürtlende günlük önerilen K vitamini değerinin üçte birinin üzerinde K vitamini bulunmaktadır.

Kemikleri güçlendirir: K vitamini ayrıca kanın pıhtılaşmasında yardımcı olur ve kemik metabolizmasında rol oynar. K vitamini eksikliği kemikte incelme, kemik kırılmaları, kolay morarma, aşırı menstrüel kanama ve dışkıda veya idrardaki kanlara neden olabilir. Kan tineri kullanıyorsanız; böğürtlen, yeşil yapraklı sebzeler, soya fasulyesi ve mayalanmış süt gıdaları gibi K vitamini bakımdan yüksek olan gıdaları tüketmeyi unutmayın.

Hastalıklardan korur: Böğürtlende bulunan fenolik asitler, flavonoidler, flavonoller ve özellikle antosiyanositler gibi bileşenler; zararlı moleküllere karşı çalışılar. Bu koruyucu emizleme özelliği, birçok sağlık probleminin nedeni olabilecek oksidatif hasarın sonucu olarak vücudu bir dizi hastalıktan korur.

Damar sorunlarına yardımcı olur: Antosiyanin  gibi flavonollar kalbi korur. Yüksek oranda magnezyum ve lif, damarları tıkanıklıktan korur ve düzgün kan akışını teşvik eder. Yüksek magnezyum seviyeleri aynı zamanda kan basıncını düzenler ve kalp krizine karşı koruma sağlar. DNA hasarını azaltmada ve damar sorunlarına karşı korumada da yardımcı olur.

Deri yapısını yeniler: İçerdiği C vitamini yardımıyla; yaraları iyileştirme, cildi yenileme, vücutta serbest radikallere karşı savaş (toksinler tarafından salınan moleküller), demir emilimini destekleme gibi vücuda birçok faydası bulunmaktadır.

Hastalıklarla savaşır:Zengin lif içerikli bir gıda olmasıyla; kolesterolü düşürme, düzenli barsak hareketlerini teşvik etme, şeker emilim oranını yavaşlatarak kan şekeri seviyelerini kontrol etme, sağlıklı bağırsak bakterilerini besleme ve sindirim sistemi sağlığını desteklemeye yardımcı olur.

Hafıza kaybını önler: Bilim insanları; yaban mersini, böğürtlen, çilek ve diğer dut meyvelerinin yendiğinde beyne faydalı etkileri olduğunu, yaşla ilgili hafıza kaybının ve diğer değişikliklerin önlenmesine yardımcı olabileceğinin güçlü bilimsel kanıtları olduğunu belirtti. .

Ağız bakterilerini öldürür: Anti bakteriyel özelliği yardımıyla ağız sağlığını korumaya yardım eder. Hastalığa neden olan ağızdaki bakterileri öldürür.

Kilo vermeye yardımcı olur: Şeker bakımından düşüktür ve lif oranı yüksektir. Bu sayede sağlıklı kilo vermeye yardımcı olur.

Kemik sağlığını destekler:İçeriğindeki kalsiyum, kemikleri güçlendirir. Magnezyum içeriği, vücuttaki kalsiyum ve potasyum emilimine yardımcı olur. Bu sayede güçlü kemiklerin oluşturulmasına yardımcı olur ve hücresel işleyişe katkıda bulunur.

Regl sancısını azaltır:Adet sancılarını azaltmaya yardımcı olur. Zihinsel ve fiziksel PMS semptomlarını hafifletir.

BÖĞÜRTLEN ÇAYI NASIL HAZIRLANIR?

1 tatlı kaşığı yaprağı 200 ml. kaynar suda haşlanır. 10-15 dk. demlenir, iyice süzülür. Soğuması beklenerek uygun sıcaklıkta içilir. 

BÖĞÜRTLENİN ZARARLARI NELERDİR?

Sayısız faydası olan böğürtlenin bilinen bir zararı veya yan etkisi yoktur.

BÖĞÜRTLENİN BESİN DEĞERLERİ

Pırasa lif bakımından son derece zengin, önemli bir antioksidandır. Bünyesinde barındırdığı A vitamini, C vitamini, E vitamini, K vitamini, B3 (niyasin), B5 (pantotenik asit) ve B9 (folik asit) vitaminleri ile kalsiyum, potasyum, demir, magnezyum, fosfor ve sodyum gibi mineraller sayesinde metabolizma için önemlidir.

PIRASA HAKKINDA BİLMEMİZ GEREKENLER

Soğana ve sarımsağa benzeyen yapısı ile çoğu kişi tarafından sıklıkla tüketilmeyen pırasa, aslında birbirinden farklı ve çok önemli özelliklere sahiptir. Pırasa yılın her mevsiminde yetişebilen allium familyasına ait genellikle yaprakları için üretilen ancak sapı da kullanılan bir bitkidir. Bazı ülkelerde tipik olarak yemek yanında çiğ olarak yaprakları yense de Çin dahil olmak üzere bazı ülkelerde de pişirilerek yenilmektedir ve yaprağı kadar sapı da değerlidir.

Pırasanın ilk çıktığı zamanlar kısa bir sapı vardır, ancak çiçek açtığında genişler ve dallanır. Pırasa sarımsak ve soğan ile yakın akraba olmasından dolayı hafif bir soğan tadı mevcuttur. Her ne kadar insanlar için faydaları yüzünden tercih edilse de tüketim grafiği çok yüksek ve dünya üzerine en önemli besinler arasındaki yerini almıştır.

Pırasa son derece ucuz olan, kolaylıkla yetişen ve son derece faydalı bir sebzedir ve insan sağlığı açısından oldukça faydalıdır. Bunun yanında kozmetik endüstrisinde de kullanılan pırasa ilaç yapımında da etkili bir rolü vardır ve bu sektörlerde de yerini almıştır. Peki pırasanın faydaları nelerdir? Hangi hastalıklara şifa olur? İşte pırasanın bilinmeyen özellikleri…

PIRASANIN FAYDALARI NELERDİR?

– Antioksidan özelliği sayesinde kansere ve kronik rahatsızlıklara karşı koruyucudur. Özellikle prostat kanseri ve kolon kanseri gibi türlerinde fayda sağlar.

– Kolesterolü düşürür.

– İçerdiği K vitamini sayesinde kemik sağlığını korumada yardımcı olur.

– Damar sertliğini engeller, damar hastalıkları riskini azaltır. Kan dolaşımını düzenler.

– Lifli olduğundan bağırsak için faydalıdır. Kabızlık problemini önler.

– Etkili bir idrar söktürücüdür.

– Zengin demir içeriği sayesinde saç dökülmelerini engeller ve demir eksikliğine bağlı oluşan anemi gibi rahatsızlıklarda yardımcı olur.

– Solunum sistemi için de faydalıdır.

– Böbrekler ve karaciğer için de büyük fayda sağlar.

– Soğuk algınlığı, öksürük, grip, nezle, bronşit ve balgam gibi rahatsızlıkların önlenmesine, bu hastalıklardan korunmaya yardım eder.

– Kan dolaşımını düzenler.

– Kolesterolün dengelenmesine yardım eder.

– İştahın açılmasına yardım eder. Özellikle taze pırasa tüketirseniz, iştahınız açılır ve daha fazla yemek yeme isteği duyarsınız.

– İdrar söktürür.

– Sinüzit gibi rahatsızlıkların tedavisine yardımcı olur.

– Gut hastalığına karşı da faydalıdır.

– Bol miktarda omega 3 içermektedir. Bu sayede kolesterol, kalp – damar rahatsızlıklarını ve tansiyon sorunları dışında depresyon gibi rahatsızlıklara karşı da yardımcı olur.

– Solunum sistemi için yararlıdır. Grip, nezle, bronşit gibi solunum sistemi rahatsızlıklarında ve öksürük ve balgam gibi problemlerin önlenmesinde yardım eder.

– Hamile kadınların beslenme sürecinde önemli bir rol oynayan folik asit (B9 vitamini) bakımından zengindir.

– Kandaki şeker seviyesini düzenlemeye yardım eder.

Damarlar: Damarları koruduğu pek çok araştırmayla belgelenen “kaempferol” adlı flavonid pırasada bol miktarda bulunur. Bu bileşen, damar astarlarını aşırı aktif oksijen moleküllerine ve tahribata yol açan diğer faktörlere karşı korur. Bazı çalışmalarda, “kaempferol”ün nitrik oksit üretimini arttırarak damaları rahatlattığı yönünde sonuçlar elde edilmiştir. Pırasa bu özelliği ile yüksek tansiyonu düşürmek için tüketilebilecek sebzeler arasında yer almaktadır.

Folat:Pırasa, bioaktif bir folat olan “5-methyltetrahydrofolate” içerir. Özellikle gebelik döneminde öne çıkan bir vitamin olmasının yanı sıra folat, kalp ve damar hastalıklarının önünü açan “homosistein” adlı amino asidin seviyesinin düşmesine katkıda bulunur.

Antioksidan: Pırasa, güçlü bir antioksidan olan “polifenol” içerir. Bu antioksidanlar vücudumuzda bulunan ve çeşitli kronik hastalıklara zemin hazırlayan serbest radikallere karşı koruma sağlamaktadır.

Vitamin ve Mineraller: K, A, C, B6 vitamini, manganez ve demir mineralleri bakımından zengin olan pırasa vücudumuza enerji sağlamaktan, kemik ve doku gelişimine katkıda bulunmaya kadar pek çok işe yarar.

Kemik Sağlığı İçin Önemlidir:Kemik sağlığı ve kan akışının düzenlenmesinde önemli bir rol oynayan K vitamini pırasada bol miktarda bulunmaktadır. 100 gram pırasa neredeyse günlük K vitamini ihtiyacının yarısını karşılamaya yeter. K vitamini, kemik sağlığı için kritik bir öneme sahip olan “osteocalcin” adlı proteini aktive eder.

Göz Sağlığı: Pırasada bulunan “lutein ve zeaxanthin” adlı bileşenler göz hücrelerini oksidadif strese karşı korur. Amerikan Optometri Birliği pırasanın yanı sıra kale, ıspanak, bezelye ve brokoliyi, ilerleyen yaşa bağlı olarak görülen katarakt riskini azaltmak için tüketilmesi gereken gıdalar arasında gösteriyor.

PIRASANIN ZARARLARI NELERDİR?

– Fazla tüketilmesi sonucu hamilelerde yan etkilere sebep olabilir. Bu yüzden hamile kadınların tüm besinler için doktorlarına danışarak tüketmelerini öneririz.

– Fazla tüketimi alerjiye sebep olmaktadır.

– Gaz yapan bir sebze olması sebebiyle sindirim problemi bulunanların dikkatli tüketmeleri gerekmektedir.

PIRASA NASIL MUHAFAZA EDİLMELİDİR?

İyi bir pırasanın koyu yeşil yaprakları ve beyaz bir alt kısmı olmalıdır. Dışını saran yapraklar veya beyaz kısmı üzerinde herhangi bir çürük, çatlak veya sarılaşma olmamalıdır. Pırasa yılın her ayı bulunabilir ancak en iyi zamanları sonbahardan, bahar aylarının başlangıcına kadar olan dönemdir.

Taze pırasa buzdolabında, yıkanmadan muhafaza edilmelidir. Bu şekilde tazeliğini 1 hafta-10 gün arasında koruyabilir. Bir poşette saklamak sebzenin nemini muhafaza etmesine yardımcı olur. Pişmiş pırasa ise oldukça kolay bozulur, bu nedenle buzdolabında dahi olsa 2 günden uzun süre saklanmamalıdır.

Pırasayı 2-3 dakika kaynattıktan sonra derin dondurucuya koyup 3 ay kadar muhafaza edebilirsiniz. Ancak bu yöntemi kullanırsanız, buzluktan çıkarıp pişirdiğinizde tadı ve dokusu bir miktar değişecektir. Sonuç olarak pırasa; içerdiği önemli vitamin, mineral ve antioksidanlar ile beslenme programınızda bulunması gereken, sağlığa faydaları ile öne çıkan bir sebzedir. Ayrıca soğan veya sarımsak yemeyi sevmiyorsanız aynı aileden olan pırasayı bunlara alternatif olarak tüketebilirsiniz.

PIRASANIN BESİN DEĞERLERİ NEDİR?

100 gram çiğ pırasa;

– 54 kalori

– 18 mg sodyum

– 2 gr besin lifi

– 3 gr şeker

– 1484 IU A vitamini

– 10.7 mg C vitamini

– 0.8 mg E vitamini

– 41.8 mcg K vitamini

– 0.4 mg niasin

– 0.2 mg B6 vitamini

– 57 mcg folat

– 52.5 mg kalsiyum

– 1.9 mg demir

– 24.9 mg magnezyum

– 31.2 mg fosfor

– 160 mg potasyum

– 0.1 mg çinko

– 0.1 mg bakır

– 0.4 mg manganez

– 0.9 mcg selenyum içerir.

– Aynı miktarda çiğ pırasa aynı zamanda 88.1 mg omega 3, 59.6 mg omega 6 yağ asidi içermektedir.

Vitamin deposu olan badem protein, E vitamini, kalsiyum, fosfor, demir ve mineral bakımından son derece zengindir. Birçok alanda kullanılan badem, hastalıklara şifa oluyor. Peki bademin faydaları nelerdir? Hangi hastalıklara iyi gelir?

Türkiye badem üretiminde dünya sıralamasında ilk 10 ülke içerisindedir. Ülkemizin yanında İran, Suudi Arabistan, Lübnan, Suriye, Ürdün ve İsrail gibi ılıman iklimlerin olduğu ülkelerde de yetişir. Tatlı ve acı badem olarak ikiye ayrılır. Acı badem yağı, yemeklere lezzet katmak için kullanılmaktadır. Tatlı badem ise genelde çiğ olarak tüketilmektedir. Bademin bir yan ürünü olan badem sütü aynı zamanda lezzetli bir içecek ve inek sütüne alternatif besindir. Badem son derece yüksek besin ihtiva eder. E vitamini, kalsiyum, fosfor, demir ve magnezyum açısından zengin bir kaynaktır. Ayrıca, çinko, selenyum, bakır ve niyasin içerir. Diğer bütün türleriyle karşılaştırıldığında besin değerleri ve faydalı bileşenleri ile ön plana çıkmaktadır. Bunun yanında badem yağı  saç ve cilt bakımından, ayakkabı ve deri giysilerin korunmasına kadar pek çok alanda kullanılır. Peki badem yağının faydaları nelerdir? İşte bademin tüm faydaları…

BADEMİN FAYDALARI NELERDİR?

– Kansere yakalanma riskini azaltır. Özellikle kolon kanserine karşı koruma sağlar.

– Solunum sistemine fayda sağlar.

– Öksürük gibi kış hastalıklarına iyi gelir.

– Kansızlık sorununuz mu var? Anemi rahatsızlığından yakınıyor musunuz? Badem sayesinde kansızlıktan kurtulabilirsiniz.

– Cinsel isteği ve cinsel gücü de arttırır. İktidarsızlık için faydalı bir kuruyemiştir.

– Diyabet rahatsızlığı olan kişiler de bu faydalı kuruyemişi rahatlıkla tüketebilir. Şeker hastalığı için de iyi gelen bir yiyecektir.

– Diş bakımına yardım eder.

– İçeriğindeki fosfor sayesinde kemik ve diş yapısını güçlendirir. Kuvvetli kemiklere ve dişlere sahip olmayı sağlar.

– Sağlıklı ve bakımlı saçlara kavuşmak için de bu şifalı besinden tüketebilirsiniz. Günümüzde badem yağlı şampuanlar mevcuttur. Bu şampuanlar ile saçlar daha parlak ve canlı görünür.

– Cilt bakımı sağlar. Özellikle sedef hastalığı gibi cilt hastalıklarına iyi gelir. Badem yağı cilde masaj yapılmasına kullanılabilir.

– Safra kesesi oluşma riskini azaltır.

– Kan basıncını düzenler.

– Bağışıklık sistemini güçlendirir ve hastalıklara kolay kolay yakalanmamayı sağlar.

– Bademin içeriğindeki manganez ve bakır varlığı enerji üretimini arttırarak metabolizmayı hızlandırır. Bir avuç badem yiyerek gün boyu enerjinizi koruyabilirsiniz.

– Lif açısından zengin olması sebebiyle kabızlığı önler. Sindirim sistemini düzenler, bağırsakları rahatlatır.

Badem Beyin Sağlığına Faydalıdır: Badem insan beyninin gelişimi ve sağlığı için gerekli olan birçok elementi ve bileşeni içermektedir. Sadece yetişkinler için değil, çocuklarında beyin sağlığı için faydalıdır. Alzheimer hastalığına yakalanma riskini azaltabilir. Bu konuyla ilgili olarak yapılan birçok bilimsel çalışma bademin içerdiği birçok besin kaynağının sinir sisteminin genel sağlığını korumak için gerekli olduğunu ortaya koymuştur. Günde 6-7 tane ve düzenli olarak badem tüketmeniz sağlık açısından birçok fayda sağlayacaktır.

Badem Kolesterol Sağlığını Korur:Bademin düzenli olarak tüketilmesi, iyi ve kötü kolesterol seviyelerini dengelemeye yardımcı olur Bu özelliği kolesterolün dengesiz seyri sonucu oluşabilecek birçok hastalığa yakalanma riskini azaltır. Diğer bir ifade ile problemi ortadan kaldırarak meydana gelebilecek birçok sağlık probleminin oluşmasına engel olur.

Badem Kemik Sağlığına Faydalıdır: Badem içerdiği pek çok vitamin ve mineraller yardımıyla mükemmel bir şifa kaynağıdır. İçerdiği bu maddelerin en önemlilerinden bir tanesi de fosfordur. Ayrıca ‘osteoporoz’ gibi yaşa bağlı sorunların başlamasını önlerken, fosfor yardımıyla kemiklerin ve dişlerin dayanıklılığını arttırır.

Badem Kalp İçin Mükemmel Bir Besindir: Bademde bulunan doymamış yağlar, protein, potasyum ve kalp sağlığı için önemlidir. Bademin içerdiği E vitamini ayrıca etkili bir antioksidan olmasını sağlar. Bademde bol miktarda bulunan magnezyum kalp krizini önlemeye yardımcı olurken, aynı zamanda kalp hastalıkları riskini azaltır. Badem arter inflamasyona neden olan sorunların etkisini azaltır. Folik asit açısından da iyi bir kaynaktır. Bu nedenle arterlerde yağ leke oluşumuna neden olan homosistein seviyesini azaltmaya yardımcı olur. Ayrıca, badem arter duvar hasarına karşı güçlü bir kalkan oluşturmak için E vitamini ile destek olur.

Badem Bağışıklık Sistemi Güçlendirir:Bağışıklık sisteminin sağlıklı bir şekilde çalışması için birçok maddeye ihtiyacı vardır. Bu maddelerden bir tanesi de alkalidir. Badem, alkali açısından çok zengin bir besin kaynağıdır. Bu madde bağışıklık sistemini güçlendirmeye yarar. Aynı zamanda çeşitli hastalıklara neden olan sağlıksız koşulları bertaraf eder. Alkali katkısı ile birlikte, E vitamini karışımı ile birlikte badem güçlü bir antioksidana dönüşür. İşte bu karışım sonucu bağışıklık sisteminde onlarca hatta yüzlerce hastalığa neden olan serbest radikalleri yok eden mükemmel bir antioksidan ortaya çıkar. Bademin bol miktarda içerdiği E vitamini kanser hastalıklarına yakalanma riskini azaltır ve kalp sağlığını korur. Bununla ilgili olarak yapılan araştırmalar E vitamini oranı yüksek olan insanların kalp rahatsızlıklarına yakalanma riski diğer insanlara göre %30-40 daha azdır.

Cilt Bakımı ve Badem: Cilt sağlığı açısından bademin faydaları bilinen bir şeydir. Badem yağı masajı genellikle yeni doğan bebekler için tavsiye edilir. Badem sütü ile cilt sağlığını koruyan sabunlar yapılmaktadır ve kozmetik sektöründe çok yaygın olarak kullanılmaktadır.

Badem Kan Basıncını Düzenler:Bademde bulunan potasyum kan basıncını düzenlemeye yardımcı olur. Ayrıca bol miktarda içerdiği sodyum kan basıncında meydana gelebilecek dalgalanmaları engeller. Kalp sağlığı için kan basıncının önemi büyüktür. Bu yüzden badem kan basıncını dengelerken aynı zamanda kalp sağlığını korumaktadır.

Enerjiyi Arttırır:Badem manganez, bakır ve riboflavin içermektedir ve bu maddeler enerji üretimi için metabolizmaya çok yardımcı olurlar. Yolda yürürken bile kolayca bulabilir ve tüketebilirsiniz.

Badem Kanseri Önler: Ulusal Kanser Merkezi, yüksek diyet lifleri içeren bademin özellikle kolon kanserini önleme noktasına etkili olabileceğini belirtmiştir.

Badem Diyabete Karşı Koruma Sağlar:Badem özellikle yemeklerden sonra glikoz ve insülin seviyelerinde meydana gelen artışı azaltmak için yardımcı olur. Diyabet hastalarında sık sık yemek esnasında veya yemekten sonra meydana gelen şeker seviyesinin artması sorununu badem giderebilir. Ve şeker seviyesini sağlıklı bir seviyede tutabilir.

Gebelik Döneminde Badem: Badem yeni doğan bebeklerde doğum kusurlarını gideren folik asit içerir. Ayrıca, sağlıklı hücre büyümesi ve doku oluşumunu teşvik eder. Doktorlar gebe kadınlara folik asit takviyesini reçetelerde verirler ama badem anne ve bebeğin sağlığını korumak için yeterli derecede folik asit içerir.

Badem Kilo Vermeye Yardımcı Olur: Birçok araştırma bademin kilo vermeye yardımcı olduğunu ortaya koymuştur. Bademin bağırsak hareketlerini arttırdığı bilinen bir şeydir. Bu özelliği ile daha hızlı kilo vermek isteyenlerin düzenli olarak kullanabileceği nadir besinlerdendir. Ayrıca içerdiği lifler yardımıyla toksinleri de temizler.

Badem Kabızlığı Önler:Bademin lif açısından zengin olduğunu söylemiştir ve diğer birçok lif açısından zengin olan gıdalar gibi badem kabızlığı önlemeye yardımcı olur. Bununla birlikte sindirim sürecini kolaylaştırır, sindirim sisteminin yorulmasını engeller. Günde 4 veya 5 tane badem yemeniz bile sindirim sisteminizin düzenli bir şekilde çalışmasına yeter.

BADEM YAĞININ FAYDALARI NELER?

Badem yağı yaygın olarak kozmetik ürünlerinde kullanıldığını hepimiz biliriz. Cilt, saç ve genel sağlığınız için badem yağının yardımıyla harikalar yaratabilirsiniz.

Badem yağı, antioksidan açısından zengindir. Bunun yanında E vitamini, yağ ve protein içeriği yüksektir. Bu harika maddelerin günlük kullanımı birçok rahatsızlıkların tedavisini sağlar ve saç, cilt sağlığını korur.

– A, E ve B vitaminleri açısından zengin olan badem yağı cilt sağlığını korur, gözenekleri açar, nem düzeyini arttırır.

– Ciltte meydana gelen tahriş ve iltihabı giderir, kuru ciltleri nemlendirir, daha yumuşak ve pürüzsüz cilt sağlar.

– Göz etrafında oluşan koyulukları veya kararmaları giderir ( göz etrafındaki cilt kısmı). Bunun için bir hafta boyunca badem yağını söz konusu kısımlara uygulayın.

– Badem yağı, cilt hücrelerinin yenilenmesini sağlar ve yaşlılığı geciktirir.

– Badem yağı ölü hücreler ve kirli yağlardan cildi temizler. Bunun için bir miktar süt, badem yağı ve limonu karıştırarak cildinize 30 dakika boyunca uygulayın. Bu uygulama cildinizi ölü hücrelerden temizler ve gözenekleri açar.

– Badem yağı, sedef ve egzama hastalıklarına iyi gelir. Bunun için bir kaşık lavanta yağını badem yağı ile karıştırın ve 20 dakika cilde uygulandığında kaşıntı ve iltihabı giderecektir.

– Saç sağlığı için de badem yağı mükemmel bir şifa kaynağıdır, saçları kuvvetlendirir, dökülmesini engeller. Haftada sadece bir iki kere saçınıza masaj yaparak badem yağı uygulamanız yeterlidir. Bunu yaparken sıcak suda havluyu ıslatarak saçlarınızın üzerine koyarsanız daha emilimi daha iyi sağlarsınız.

– Badem yağı kalp hastalıklarını önler, günlük olarak az miktarda ama düzenli olarak alınabilir.

– Badem yağı kan basıncını düzenler.

– Sinir sistemine badem yağının olumlu etkileri vardır. Stresle mücadelede büyük katkı sağlar.

– Kas ağrılarına iyi gelir, badem yağı yorgun kaslara yeniden güç kazandırır.

– Kan dolaşımını arttırır, bebeklerin gelişimine katkıda bulunur.

BADEMİN ZARARLARI NELERDİR?

60-70 gram badem günlük E vitamini ihtiyacının tamamını karşılamaktadır. Bu miktardan fazla badem yerseniz, gün içinde tükettiğiniz diğer gıdalardan aldınız E vitamini ile birlikte önerilen dozu aşmış olursunuz. 1-2 günlük E vitamini doz aşımı büyük bir soruna neden olmaz ancak bu durum haftalarca sürerse uyuşukluk, bulanık görme, baş ağrısı, ishal ve şişkinlik gibi problemlere yol açabilir.

BEZELYENİN NE GİBİ YARARLARI OLABİLİR?

Bezelye, baklagillerden olan ve ilkbahar-yaz mevsiminde çıkan bir sebze türüdür. Bünyesinde bulundurduğu A, C, K ve B9 vitaminlerinin yanında potasyum, fosfor, magnezyum kalsiyum, sodyum, demir, selenyum, çinko, bakır ve manganez gibi vücut için son derece önemli mineralleri bulunmaktadır. İşte bezelyenin saymakla bitmeyen faydaları…

Ülkemizde de kolaylıkla yetiştirilebilen bezelyenin Latince adı pisum sativum’dür.  Bezelye, ufak yeşil toplar halinde yetişen kendine has tadı olan genelde ilkbahar mevsiminde taze olarak tüketilen bir sebzedir. Bezelye sadece besin olarak tüketilmez aynı zamanda restoranlarda süslemelerde kullanılır.

Bezelyenin naif görüntüsü ve otantik tadı dışında sağlığa faydaları vardır. Bezelye sağlığa olan katkılarını içerdiği zengin besin kaynaklarından alır.

Ortalama 100 gram bezelye 81 kcal enerji içermektedir. A, C, E, K vitaminlerini bolca içeren bezelye, tiamin, niasin, pridoksin gibi vitaminler içermektedir. Yüksek değerde vitamin bulunduran bezelye, demir, bakır, magnezyum gibi sağlık açısından faydalı mineraller içermektedir. Peki bezelyenin nelere faydası vardır? Hiç merak etmediniz mi?

Plus-Yemek-Tarifleri_Bezelye-ve Faydalari
Plus Yemek Tarifleri Bezelye ve Faydaları

BEZELYE FAYDALARI NELERDİR

– Kolesterolün dengelenmesine yardım etmesi bezelye faydaları arasındadır.

– Bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklara karşı koruma sağlar.

– Beyindeki nörolojik hastalıkların tedavisine yardım eder. Alzheimer rahatsızlığına karşı da koruma sağlar.

– Anti aging özelliği vardır. Yaşlanma karşıtı bir besindir.

– Saç dökülmesini önlemektedir.

– Akciğer kanseri, mide kanseri ve diğer birçok kanser türüne karşı koruma sağlar.

– Demir, manganez, bakır, çinko ve kalsiyum içerir.

– Lutein ve A vitamini içeriği yardımıyla göz sağlığını destekler.

– İyi bir folik asit ve askorbik asit kaynağıdır. Ayrıca önemli ölçüde A, B, C, E ve K vitaminlerini içerir. Bu nedenle günlük K vitamini ihtiyacını önemli ölçüde karşılamaya yardım eder. Aynı zamanda önemli miktarda çinko da içerir.

– Bir bardak çiğ bezelye 58 miligram C vitamini içerir. Bu içeriği ile erkeklerin günlük C vitamini ihtiyacının %65’ini, kadınlarınsa %77’sini karşılar. B vitamini açısından da oldukça zengindir.

– Harika bir prebiyotik etkisi vardır.

– Bezelyedeki antioksidan aktivite oksidasyonu önleyerek hem katarakt hem de maküler dejenerasyonun oluşma riskini düşürür.

– İçeriğindeki yüksek lif nedeniyle kabızlık önleyici bir bitkidir.

– Göz sağlığı için de yararlı bir besindir.

– K vitamini ayrıca, Alzheimer ve artrit gibi ciddi hastalıkların önlenmesinde yardımcı olur. Alzheimer hastalarında, bezelye tüketiminin düzenli yapılması beynin sinir hasarını sınırlar.

– Çocuklar için ideal bir yiyecektir. Enerji vermesi sebebiyle çocuklar için idealdir. Okulda, sokakta, evde çocuklar hemen hemen her yerde çok hareketlidir. Bu nedenle de çokça enerji harcar ve yorgun düşerler. Bezelye enerji vererek yorgun düşmeyi engeller.

– Mendel’in bezelye deneyi de oldukça meşhurdur ve herkes tarafından bilinir. Melezleme yoluyla değişik bilgiler elde edilmiştir.

Demir eksikliğini giderir: Yüksek oranda demir içerir. Vücuttaki demirin yetersiz olması sebebiyle vücuttaki oksijen dağılımı azalır. Bunun sonucunda kişiler kendini yorgun hisseder, konsantrasyon düşer, hastalıklara yakalanma oranı yükselir. Bezelye tüketilerek vücuda demir alımı sağlanır.

Kilo vermeye yardımcı olur: Zayıflamak, kilo vermek mi istiyorsunuz? Fazla kilolarınızdan sıkıldınız mı? Çeşitli diyet yöntemleri mi arıyorsunuz? Aslında yediklerinize dikkat ederek de kilo verebilirsiniz. Düşük kalorili yiyecekler yiyerek kilo almamayı sağlayabilirsiniz. İşte bezelye sayesinde kilo verebilirsiniz. Düşük kalorisi nedeniyle korkmadan bol bol tüketebilirsiniz.

Kemik sağlığının korur:Aynı zamanda içeriğindeki B vitaminleri sayesinde kemik erimesini engeller.

Kalp damar sağlığını korur:  Bezelye faydalarından biri de kalp ve damar sağlığınızı korumasıdır. Bu şifalı sebzeyi tüketerek kalbinizi koruyabilirsiniz.

Sindirimi hızlandırır: Hazımsızlığı önlemesi de faydalarından biridir. Bu şifalı bitkiyi tüketerek yediklerinizi kolay sindirebilirsiniz. Bu nedenle bağırsaklarınız da rahatlar.

BEZELYENİN ZARARLARI NELERDİR?

– Bezelyede bulunan oksalat sıvılar, kristalize ederek bazı komplikasyonlara neden olabilmektedir. Bu yüzden böbreklerinde ve safraların da sorun olan kişilerin bezelye tüketimine dikkat etmeleri gerekmektedir.

– Bezelyenin ürettiği oksalat, kalsiyum emilimini engellemektedir. Bezelye yüksek karbonhidrat içeriğine sahiptir. ve karbonhidratların aşırı alınması yorgunluk ve uyku hissine sebep olmaktadır.

BEZELYENİN BESİN DEĞERLERİ NELERDİR?

Candida nedir Nasıl mücadele edilir Candida testi nasıl yapılır

Öncelikle Candida’nın ne olduğuyla başlamalıyız.
Candida, vücutta çoğalan bir mantar türüdür. Orijinal adı “Candidiasis” olup ona çok benzeyen küfler gibi çevremizde çokça bulunurlar. Bu familyadan olan “Candida Albicans” vücutta mukoza zarı bulunan her bölgede bulunur. Örneğin; bağırsaklar, gözler, kulaklar, mesane, mide, ciğerler, vajina v.b…
Vücudumuza bulunan milyarlarca organizma gibi bize fayda sağlar. Görevi zararlı bakterileri bulup yok etmek olan Candida’nın biz hayatta iken asla çoğalmaması ve kontrolden çıkmaması gerekir. Çoğalma işini biz öldükten sonra gerçekleştirip vücudun parçalanıp yok olmasını sağlamak görevi için yapması gerekir.

Peki, Candida bizi nasıl etkiler?

Candida Albicans, kontrol altındayken hiçbir sorun yaşamaz, ondan yararlanırız. Gelgelelim yaşam kalitemizde sapmalar olur ve biz bunları düzeltmek için çaba sarfetmezsek işler çığırından, Candida’da kontrolden çıkar.

Peki, o zaman vücudumuzda neler mi olur?

İçte ve dışta vücudumuz tepkiler vermeye başlar. Migren başta olmak üzere çeşitli kas, kemik ve organ ağrıları, beyin hasarı, tırnak mantarı, egzama, kurdeşen gibi gözle görülen belirtiler hatta zihinsel ve ruhsal çöküntüler hep vücudumuzun bize gönderdiği çoğalan Candida mantarının sinyalleridir. Kendimizi çok iyi gözlemleyip Candida seviyemizi kontrol altına alabiliriz.
İşte, Candida çoğalmasının belirtileri;
Alerjiler, rutubetli ve yağmurlu havalarda kötüleşen hassasiyetler ve intoleranslar.
Saman nezlesi ve astım.
Parfüm, koku, yumuşatıcı, çimen, kedi, köpek, diğer evcil hayvanlar, sigara dumanı, kimyasallar, küfler, toz, polenler, sis, pus ve havada uçuşan maddelere karşı allerjik reaksiyonlar ve aşırı hassasiyet.
Sporcu ayağı.
Bebeklerde pişik, pamukçuk.
Darbelerde cildin kolayca morarması.
Elmacık kemiklerinde ve alında hassasiyet ve ağrı.
Ellerde ve ayaklarda üşüme, vücut ısısında düşüş.
Üşütmüş gibi hissetmek. Sinüslerin, burun, boğaz ve ciğerlerin mukusla dolması.
Aşerme veya bağımlılık derecesinde şeker, ekmek, makarna gibi yüksek karbonhidrat içeren gıdaları hatta alkol istemek.
Boyun, boğaz, yumurtalık bölgesi, mesane, erbezi torbası gibi bölgelerde kist veya formal değişimler.
Sindirim problemleri; ishal, kabızlık, karın bölgesinde şişkinlik ve ağrı, gaz, dışkıda mukus, ülser v.b…
Kulaklarda çınlama, ses duyma, iltihaplanma, kuruluk ve kaşıntı, ağrı, acı hissi, kulak akıntısı, içeride sıvı birikmesi, duyma bozukluğu, aşırı kulak kiri birikmesi.
Gözlerde; görüş bozukluğu, uçuşan noktacıklar, ışık çakması, kızarıklık, kuruluk, kaşıntı, aşırı göz yaşarması gibi problemler.
Kronik yorgunluk, enerjisi çekilmiş gibi hissetme, uyuşukluk, rehavet.
Gribal belirtiler
Bezlerde şişkinlik; ağız kuruluğu, tükürük bezlerinde tıkanıklık, lenf bezlerinde şişkinlik.
Saç dökülmesi, kepek, saç diplerinde kaşıntı, ağrı, kuruluk.
Kalp çarpıntısı, kalpte düzensiz atış.
Baş ağrısı, migren, baş dönmesi.
Hemoroid, anüste kaşıntı ve kızarıklık, pişik.
Düşük şeker (hipoglisemi) ve diyabet.
Hipotiroid, Wilson tiroid sendromu, Haşimato hastalığı, hiper tiroid, düzensiz tiroid hareketleri vs.
Huzursuzluk, sinirlilik, panik atak.
Deride doku bozulması, bazen de iç organlarda bozulmalar. Mesela, beyin dokusunda bozulmalar.
Erkeklerde; genital kaşıntı, cinsel istekte azalma, ereksiyon problemi, prostat, penis enfeksiyonları, işemede zorluk çekme, idrarda sıklık veya sıkışıklık hissi, cinsel ilişkide ağrı, veya acı, er bezi torbalarında şişkinlik.
Kadınlarda; kısırlık, kötü koku, düzensiz ve ağrılı regl, kramplar, regl öncesi mod değişiklikleri, akıntı, cinsel ilişkide ağrı veya acı, cinsel istekte azalma, genital bölgede şişkinlik ve kızarıklık, vajinal kaşıntı ve pişikler, yanma hissi yada inatçı enfeksiyonlar.
Deride ve tırnaklarda; mantar enfeksiyonu, açık veya koyu renk lekeler.
Eklem ağrıları, sertleşme yada şişkinlik (artrit)
Böbrek ve mesanede; enfeksiyon, sistit, idrara çok sık çıkma veya sıkışma hissi, az idrar gelmesi, idrarda koku, idrara çıktığında yanma hissi.
İştahsızlık.
Akıl ve ruh sağlığı; anksiyete atakları, ağlama krizi, hafıza kaybı, boşlukta hissetme, depresyon (intihara eğilimli olmak da dahil), manik duygular, konsantrasyon bozukluğu, ruh halinde hızlı değişiklikler, huysuzluk vb.
Ağızda; yaralar ve ağrılar, aft, nefesin kötü kokması, ağız içinde beyaz lekeler (pamukçuk).
Kaslarda; ağrılar, uyuşukluk, yanma veya karıncalanma, koordinasyon bozukluğu ve güç eksikliği.
Burun tıkanıklığı, burun akıntısı, burunda kaşıntı, kuruluk.
Ayak kokusu, yıkanmayla geçmeyen vücut ve saçta koku problemi.
Solunum sistemi; öksürük, bronşit, zatürre, hırıltı, göğüs ağrısı ve sıkışması, nefes daralması, astım.
Sinüs iltihaplanması, şişme ve enfeksiyonlar.
Deride; kuruluk, kırmızı lekeler, akne, sivilce, kurdeşen, kızarıklık, kaşıntı, egzama, sedef hastalığı, ayak mantarı, sebora (bir tür egzama), gül hastalığı (virütik, döküntülü bir cilt hastalığı) gibi.
Midede; Helikobakter pilori enfeksiyonu (ülsere neden olur), mide yanması, hazım problemi, reflü, kusma, mide ağrısı, iğne batma hissi, yenilen yemeğin mideye oturması, mide fıtığı, gaz çıkarmak, geğirmek.
Uyku; İnsomnia, sık sık uyanma, kabus, uykuda dinlenememe.
Boğaz ağrısı, seste çatallanma, boğazda durmadan gıcıklanma, ses kaybı, vs.
Candida’nın kontrolden çıkmasının sebepleri nelerdir?
Sağlıklı bir bünyede bağışıklık sistemi vücuttaki bakterileri ve mukozadaki mikro organizmaları rahatlıkla dengeler. Fakat bazı durumlar bu dengeyi bozar. Bağışıklık sisteminin bozulması çok çeşitli ve karmaşık olmakla birlikte en büyük suçlu, sindirim sistemindeki bize iyi gelen mikro organizmaları yok eden antibiyotiklerdir.
Bunun nedeni ise antibiyotiklerin Candida üzerinde bir etkisinin bulunmaması ve diğer mikro organizmaların dengesinin bozulmasıyla birlikte Candida’nın vücudu ele geçirmesidir. Bu aşamada şekilleri değişmeye başlar ve koloni denilen geniş guruplar halinde çoğalır.
Bu kolonilerin salgıladığı toksinler vücudun içinde dolaşmaya başlar ve bağışıklık sisteminin daha da zayıflamasına neden olarak vücuda zarar vermeye başlar. Candida köke benzer yapılar üretir ve bunlar bağırsak duvarlarında dolaşarak toksinlerin, sindirilemeyen gıdaların ve bakterilerin takılıp kana karışmasına neden olan mikroskobik delikler açar. Bu sendrom gıda alerjisi gibi birçok hastalığa sebep olan “Sızıntılı Bağırsak Sendromu” olarak bilinir.
Ayrıca köke benzer yapıların bağırsak duvarlarına verdiği bu zarar, gıdalardan aldığımız iyi besinlerin emilimine de zarar verir.
Besinlerin bağırsakta doğru sindirilememesi ise bağışıklık sistemimizin iyice zayıflamasına neden olur. Bugün yemek yeme alışkanlıklarımız zaten ihtiyacımız olan gerekli besinleri karşılayamadığı için iyi bir bağışıklık sistemi sağlayamamaktadır. Günümüzde tüketilenler, aşırı yüksek şeker içeren gıdalar, karbonhidratlar, hidrojenize edilmiş yağlar (trans yağlar), beyaz undan yapılan gıdalar, işlenmiş gıdalar, bağımlılık yapıcı maddeler, koruyucular, böcek ilaçları (tarım ilaçları) ve ağır metallerden oluşmaktadır. Aynı zamanda bütün bu gıdalar uzun raf ömrü sağlayabilmek için radyasyona maruz kalmış ve zaten en başta hiçbir besin değeri sağlayamayan topraklarda yetişmiş, uzun bir süre depolanıp nakliye edilmiş, evlerimize girdiğinde ise yanlış yöntemlerle pişirilmiş veya mikrodalgala konulmuş olduklarından besin değerini çoktan kaybetmiş olurlar. Bütün bunlar ise zayıf bağışıklık sisteminin başlıca sebepleridir.

Candida testi evde nasıl yapılır?


Doktorunuz daha kesin sonuçlara varabileceğiniz Candida testini tabii ki yapabilir. Fakat basit bir testi evde kendiniz de yapabilirsiniz. Sabah kalkar kalkmaz daha hiçbirşey yiyip içmeden, temiz bir bardağa oda sıcaklığında içme suyu doldurun. Ağzınızda iyice tükürüğünüzü biriktirin ve suyun içine tükürün. Suyu her 15 dakikada 1 saat boyunca gözlemleyin. Eğer suyun yüzeyinde duran tükürükten aşağıya doğru sarkan ipler (lif gibi) görüyorsanız(1), suyun içerisinde yüzen tortuya benzeyen bir görüntü varsa (2) yada bu tortulu gibi gözüken tükürük bardağın dibine çökmüşse (3) sizde de Candida problemi olabilir.
Candida Kontrol Programı
Candida’nın vücudumuzda çoğalmasını önlemek ve kontrol altına almak için yapmamız gereken 5 faydalı şey;
Candida’yı besleyen gıdaları tüketmemek
Candida’nın çoğalmasında en büyük rolü oynayan gıdalar şeker, işlenmiş karbonhidratlar ve glutendir. Şimdi bunları daha yakından inceleyelim ki tam olarak tüketmememiz gerekenler nelermiş anlayalım.
ŞEKER
Candida’nın öncelikli besin kaynağı şekerdir, hem de her türlüsü. Saymak gerekirse laktoz içeren süt ürünleri, bal, glukoz, früktoz, tatlandırıcılar; aspartam, sakkarin. Candida programının en önemli kısmı şekeri hayatımızdan çıkarmaktır. Aynı zamanda limon dışında tüm meyveler yüksek miktarda şeker barındırdığından başlangıç aşamasında meyve tüketimimizi de aza indirmemiz gerekir. Tabii patates, pancar, havuç gibi şekeri yüksek sebzeleri de azaltmak şart. Bunların dışında, ketçap, yoğurt, mısır gevreği gibi etiketli ürünlerde de şeker bulunduğu için etiketleri okumayı da öğrenmemiz gerekir. Peki etiketlerde dikkat etmemiz gereken şeker ve tatlandırıcılar nelermiş onlara bir göz atalım.
Şeker ve tatlandırıcı isimleri:
Aspartam, keçiboynuzu tozu, mısır nişastası, dekstrin, dekstroz, dissakarit, galaktoz, glukoz, früktoz (levüloz), her türlü maya, maltitol, maltodekstrin, maltoz (maya şekeri), mennitol, mono-sakkarit, sakkaroz, polidekstiroz, polisakkarit, riboz, sakarin, sorgum, sucanat, xylitol (ksilitol).
Uzun yıllardır şekerin bağışıklık sistemimizi strese soktuğu bilinen bir gerçektir. 1970’lerde Linus Pauling, akyuvarların yüksek dozlarda C vitaminine ihtiyaç duyduğunu biliyordu. O zaman şöyle bir teori ortaya attı. Genel soğuk algınlıklarını, üşütmeleri yüksek dozda C vitamini alarak yenebilirdi. Fakat C vitamini ve glukoz aynı kimyasal yapıya sahip olduklarından hücrenin içine girebilmek için savaşmaları gerekir ve hücreye C vitamininden daha fazla glukoz girer. Eğer yeterli miktarda C vitamini tüketirsek şeker ve karbonhidrat yeme isteğimiz kesilir.
Şekerin sağlığımıza verdiği zararlardan birkaçı:
Şeker, bakteriyel enfeksiyonlara karşı vücut direncini düşürür.
Şeker, vücudun mineral dengesini bozar.
Şeker, kalsiyum, magnezyum ve protein emilimine engel olur.
Proteinin kimyasal yapısını değiştirebilir.
Hormonal bozukluğa sebep olur.
Bağımlılık yapıcıdır ve alkol gibi zehirlenmelere yol açabilir.
Yüksek karbonhidratlıdır.
GLUTEN
Candida aynı zamanda nişasta ve tahıl (ekmek, makarna, pizza, mısır gevreği, hamur işleri, patates) gibi yüksek karbonhidratlardan da beslenir.
Glutenli tahıllar:
Candida problemi olan çoğu insanın gluten hassasiyeti de vardır. Gluten; buğday, çavdar, arpa, yulaf, spelt, kamut, tritikalede bulunan elastik ve yapışkan bir protein türüdür. Tritikale yeni üretilmeye başlayan buğday ve çavdarın karışımından elde edilen bir hibrit türüdür. Spelt ve kamut ise buğdayın bir cinsidir. Bunlar da diğer buğday türleri gibi problem yaratabilecek glutenlerdir. Elastik kıvamından dolayı artık günümüzde ekmek ve hamur işlerinde gluten içeren tahıllar yaygın olarak kullanılmaya başladı.
Glutenli tahıllar da yüksek glisemik endekslerinden dolayı aynı şeker gibi Candida’yı beslerler ve yine aynı şeker gibi hücrelerimizde insülin direnci yaratırlar. Bu da ileride kan şekerinde hipoglisemi veya diyabet gibi problemleri yol açar.
Gluten içeren tahıllar sindirimi zor, mineral emilimini engelleyen ve sindirim sistemine zarar veren bir tür protein içerirler. Bu zarar bağırsakların protein, karbonhidrat, yağ, vitamin, ve mineral gibi besin değerlerini hatta bazen de suyu emmesini engeller.
Bağışıklık sistemimizi güçlendirmek
Bağışıklık sistemimizi güçlendirmek için ne gerekir?
Doğru gıdaları tüketmek
Gerekli besin takviyelerini yapmak
Maya, mantar ve küflerden uzak durmak
Mantar için bu güne kadar kullandığınız ilaç ve antibiyotikler eğer yanlış bir beslenme alışkanlığını uzun zamandır sürdürüyorsanız hiçbir işe yaramamış demektir. Çünkü Candida’dan kurtulmak ve bağışıklık sisteminizi kuvvetlendirmek için en önemli kural doğru beslenmektir. “Candida Kontrol Diyeti”nde proteini yüksek, iyi doymuş yağlı, düşük karbonhidratlı gıdalar tüketilmeli, hiçbir şekilde şeker, tahıl, işlenmiş gıdalar ve trans yağlar tüketilmemelidir. Tüm yediklerimiz olabildiğince taze ve doğal olmalı, kesinlikle bağımlılık yapıcı, ilaç, ağır metal, mikotoksin içermemeli, radyasyona maruz kalmış olmamalıdır.
Tükettiğimiz et ve hayvansal yağların çimenle beslenen ve dışarda serbest dolaşan hayvanlardan geldiğine dikkat etmeliyiz. Balığın ise çiftlik balığı olmamasına mutlaka dikkat etmeliyiz. Yağlarda ise hindistan cevizi, tereyağı ve balık yağı tercih etmeliyiz. Sebzeleri güvendiğiniz organik ürün yetiştiren yerlerden veya köylü pazarlarından almaya özen göstermeliyiz. Diyetinizde protein tüketmek karbonhidratın parçalanmasını yavaşlatır, bu da pankreasın insülin salgılama ihtiyacını azaltır. Aynı zamanda pankreasın ürettiği bir hormon olan Glukojen salgılaması için uyarıda bulunur ve depolanan yağları yaktırır.
Faydalı katı ve sıvı yağlar:
Faydalı yağların tüketimi Candida’yı kontrol altına alabilmek için proteinler kadar önemlidir. Bu yağlar besinlerdeki vitamin ve minerallerin emilimini arttırmasının yanı sıra en verimli enerji kaynağıdır. Hücre yapı taşlarındaki hormonlar ve hormona benzer maddelerin oluşumunu destekler. Faydalı yağlar, yağda çözülen A, D, E ve K vitaminlerinin taşıyıcısı görevini görürken, karotenin A vitaminine dönüşmesini sağlar. Bu tür yağları tüketmek D vitamininin emilimini ve kullanımını da sağlar.
Kolesterol, hücrelerimizdeki yağ benzeri bileşimdir ve genel bilgi ve inancın aksine kolesterol en iyi dostumuzdur. Kolesterolün görevi vücudu tamir etmek ve korumaktır. Aynı zamanda beyin ve sinir sisteminin en önemli besinidir. Beynimizin %70’i kolesterolden oluşur ve o olmadan düzgün çalışamaz. Östrojen ve testesteron gibi hormonlar kolesterolden oluşur. Safra tuzları (sindirim için) kolesterolden oluşur. Kolesterol aynı zamanda çok kuvvetli bir antioksidandır.
Kolesterol memelilerin hücre yapısında hayati rol oynar. İyi kolesterol, kötü kolesterol diye birşey yoktur ve işin gerçeği vücudumuz, yediğimizin üç hatta dört katı kolesterol üretir.
Amerikalı fizikçi ve bilim insanı George Mann kolesterol için “Bilimde yüzyılın en büyük yanılgısıdır” demiştir.
Temel Katı yağlar:
Tüketilebilen temel katı yağlar ikiye ayrılır, Omega 3 ve Omega 6. Bu yağlara temel yağlar denmesinin sebebi bu yağları gıdalardan alabilmemiz ve vücudumuzun üretememesidir. Günümüzde çoğu insanın beslenme alışkanlığında en aşırı tüketilen yağ Omeğa 6’dır. Dolayısıyla bu dengesizliği düzeltmek için Omega 3 de tüketilmesi şarttır.
Yeni nesil yağlardan uzak durun (Trans yağ)
Candida problemi yaşayanlar sağlıklarını koruyabilmek için kendilerini asla tehlikeye atmamalı ve her türlü trans yağlardan yani çoklu doymamış ve hidrojenize bitkisel yağlardan (margarin, canola, ayçiçeği, mısır, vs.) uzak durmalıdır. Bu yeni nesil yağlar toksik olmaları ve vücudun E vitamini ve diğer antioksidanlara ihtiyacını arttırması dışında bir de bağışıklık sistemimizi inanılmaz derecede strese sokmaktadır.
Sağlıklı bir insanın bile tüketmemesi gereken işlenmiş ve paketli gıdalarda kullanılan margarin ve benzeri yağları yani trans yağları hiç tüketmemeniz gerekir.
Trans yağlar hidrojenize işleminden geçirilerek elde edilir.
Bu işlemde ne vardır;
1) Yüksek ısı,
2) Nikel, çinko, bakır ve bu tür metallerden katalizör
3) Hidrojen gazı
Bu işlemlerden geçerek hazırlanan ürünler insan vücudu ve sağlığı için inanılmaz derecede toksiktir.
Hidrojenize edilmiş yağlar, soğutulduğu zaman donmazlar ve çok hızlı bozulurlar. Bitkisel yağlar asla ısıtılmamalı veya yemek yaparken kullanılmamalıdır. Bu kural saf zeytinyağı için de geçerlidir. En sağlıklı yağlar doymuş yağlardır. Doymuş yağlar vücudumuzda çok önemli rol oynamasına rağmen bize aksi inandırılmıştır. Bunun nedeni ise yağ ve gıda endüstrisinde satışları patlatabilmektir. Aynı ilaç endüstrisinin ilaç satabilmek için kolesterol ve düşük kalorili diyetlerini devam ettirmesi gibi.
Gerçek şudur ki doğal yağlar, kendi içlerinde barındırdıkları bileşenlerle insan sağlığına yardımcı özelliğe sahiptir ve yeni nesil trans yağlar sadece sağlık problemleri yaratmaktadır. Doymuş sağlıklı yağlar, sabit ve zor bozulan yağlardır. Vücudun antioksidan özelliğini desteklerken ne kansere neden olur nede damarlarımızı tıkar.
Hindistan Cevizi Yağı:
Hindistan cevizi yağı çok faydalı bir doymuş yağdır. Antibakteriyel, antivirütik ve mantara karşı etkili olduğu için de Candida problemi olanlara özellikle çok faydalıdır. Mantar çoğalmalarını engelleyebilir. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir ve vücudumuz için gerekli iyi besinlerin sindirimine ve emilimine yardımcı olur.
Vücudumuzun hiçbir zaman kabul etmediği ve toksin olarak algıladığı yeni nesil trans yağların aksine Hindistan cevizi yağı çok kolay sindirilebilir. Sindirim sistemimize girdiğinde çok hızlı enerji sağlayarak iyileşmemizi de hızlandırır. Diğer yağlar pankreasa gidip küçük parçalara ayrılması gerekirken Hindistan cevizi yağı bağırsaklardan emilerek direk karaciğere gider.
Hindistancevizi yağı alacağınız zaman mutlaka işlenmemiş olanlardan almalısınız. Çünkü piyasada hindistan cevizi diye satılan esanslar var. Hindistan cevizi yağı 24 dereceye kadar katı halde kalır, kolay kolay bozulmaz (oda sıcaklığında 2 yıl raf ömrü vardır). Hindistan cevizi yağının yanma noktası çok yüksek olduğundan yemek yaparken kullanmak için idealdir.
Sindiriminizi desteklemesi için yemeklerle birlikte bir yemek kaşığı tüketilebilir. Ağır yağlı yemekler yediğinizde 1-2 yemek kaşığı tüketilebilir.
Balık Yağı:
Balıklar, memelilerin, kuşların ve sürüngenlerin aksine D vitaminini güneşten değil, planktonlardan ve diğer balıklardan karşılarlar. Derilerinde, etlerinde, organlarında ve yağlarında D vitamini olabilmesi için ya plankton yada diğer balıklarla besleniyor olmaları şarttır. Maalesef günümüzde cıva düzeylerinin çok yüksek olmasından dolayı, denizden de olsalar, okyanustan da olsalar, dereden de olsalar çiftlikten de olsalar pek tercih edilmemelidir. Mümkünse olta balığını tercih edin.
Karbonhidratlar:
Karbonhidratlar Candida’yı beslediği için “Candida Kontrolü Diyeti”nde olabildiğince düşük karbonhidrat tüketmek çok önemlidir. Karbonhidratlar, protein ve yağ hariç her sebzede, meyvede ve tatlılarda bulunur. Dolayısıyla limon hariç tüm meyveler ve tahılları diyetimizden çıkardığımızda geriye tüketmemiz için en sağlıklı gıda sebzelerdir. Sebzelerde ise en az karbonhidrat barındıran yeşil fasulye, brokoli, karnıbahar, lahana, şalgam, ıspanak, kuşkonmaz, kereviz, biber, kara lahanadır. Hatta çiğ sarımsak, soğan, yaban turpu, lahana, brokoli, şalgam ve kara lahana Candida’nın çoğalmasını engelleme özelliğine sahiptir.
Soya Fasulyesi ve Soya Ürünlerinden Uzak Durun
Soya fasulyesi içeriğinde doğal toksinler ve proteinin sindirilmesini sağlayan enzimleri bloke eden çok kuvvetli enzimlere sahiptir. Bu engelleyiciler pişirme sırasında tamamen ölmezler ve gastrit problemlerine yol açarlar, protein sindirimini kısıtlayarak kronik amino asit yetersizliği yaratırlar. Hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalarda görülmüştür ki, bu engelleyici enzimlerin tüketimi pankreasta büyüme ve patalojik durumlara, tiroid bozukluklarına ve kanser dahil birçok hastalığa neden olmaktadır.
Ayrıca soya fasulyesinin içerdiği hemaglutinin akyuvarlarda pıhtılaşmaya neden olur. Soya fasulyesiyle ilgili bir diğer önemli problem ise günümüzde üretilen tohumların %99’unun GDO’lu oluşu ve ağır kimyasal ilaçlarla büyütülüyor olmasıdır.
Tuz ve Baharatlar:
Tuz ve baharatlar dengeli beslenmenin önemli bir kısmını oluştururlar. Sindirim ve emilimde önemli rolleri vardır. Tuz daha ağızda ilk enzimleri salgılatmaya başlar ve sindirimin ihtiyacı olan hidroklorik asidi salyayla ve amilazlarla birlikte sodyum klorid (tuz) oluşturur.
Tuz da aynı doymuş yağlar gibi günümüzde kötü üne sahiptir. Fakat tuzun tek problemi günümüzde üretilen tuzların hepsinin fazlasıyla işlenmiş, ağır metaller ve benzeri zararlı maddeleri barındırıyor olmasıdır.
Tüketilmesi en sağlıklı tuzlar işlenmemiş, doğal veya sertifikalı deniz tuzlarıdır. Kelt denizi tuzu ise 90 farklı mineral yapısı ile ve kan yapımıza benzerliği dolayısıyla ilk tercih olmalıdır.
Alınabilecek Temel Destekleyiciler
Candida problemi yaşayanların bağışıklık sistemlerini stabil tutabilmek için vitamin ve mineral dengelerini de iyi sağlamaları gerekir. Buna yardımcı olmak için;
Chlorella; içerisnde bol miktarda vitamin, mineral ve enzimler bulundurur. Günde 3 kere 2 kapsül alındığı zaman bağışıklık sistemini güçlendirir, ağır metaller ve böcek ilaçlarından arınma sağlar, sindirimi kuvvetlendirir, enerji verir, kan şekerini ve kan basıncını dengeler.
B vitamini kompleksi
C vitamini
D vitamini (A vitaminiyle birlikte) kaliteli balık yağından
E vitamini (içeriğinde doğal alpha tocopherol olması gerekir – d-alpha tocopherol yazanlar sentetiktir)
Kalsiyum ve magnezyum.
Candida Çoğalmasını Bitirin
Candida çoğalmasını durdurabilecek gıdalar; sarımsak, elma sirkesi.
Sarımsak
Sarımsağın bileşenleri içerisinde çok yüksek miktarda sülfür ve mantarı önleyebilecek özellikler bulunur. Bunların içinde şimdiye kadar araştırılanlar arasında allicin, alliin, alliinase ve S-allylcysteine vardır. Tablet şeklinde, hap şeklinde hatta yağı yerine Candida’ya karşı en etkili kullanımı taze haliyle yemektir. Taze sarımsak tüketmek aynı zamanda bağışıklık düşüklüğü yaşayanlar ve ciddi mantar problemi olanlar için de tüketilmesi ideal bir takviyedir.
Sarımsağı çiğ ve ezerek yemeklere koymak veya ezerek direk yutmak hem etkili hem de en ucuz mantar tedavisi olacaktır. Mantar tedavisi olmasının yanı sıra, bağışıklık sistemi güçlendirici, dolaşım sağlayıcı, tansiyon düşürücü, bağırsak parazitlerini öldüren, kuvvetli bir antioksidan ve antibiyotiktir.
Yemeden önce ezmeyi sakın unutmayın; çünkü sarımsağı ezmek dış zarını parçalayarak size gereken etken maddelerin işe yaramasını sağlar. Candida’yı tedavi için günde ortalama büyüklükte 4-5 diş sarımsağı yemeklerinize katabilir veya 3-4 fincan kaynatıp gün içerisinde çay olarak tüketebilirsiniz. Sarımsak ve zencefil karışımı çayı önerebilirim.
Elma Sirkesi
Elma sirkesi Candida’nın hiç tahammül edemediği birşeydir. Yemeklerden önce bir bardak suyun içine bir yemek kaşığı koyup karıştırarak içeceğiniz elma sirkesi ile bağırsaktaki mantarları öldürerek, mantar çoğalmalarıyla çok kolay savaşabilirsiniz. Elma sirkesi mantarlarla savaştığı gibi bağırsak floranız için harika bir ortam hazırlar.
Sindirim Sistemindeki İyi Bakterileri Çoğaltmak
Candida ve diğer zararlı mantarlardan kurtulmak için kullanacağımız ajanlar dışında düzenli olarak probiyotik tüketmek de bir o kadar önemlidir. Bunlar sindirim sistemimizde bulunması gereken faydalı bakteriler, mikroorganizmalardır. Zararlı kolonilerden kurtulmak yararlı kolonilerin barınabilmesi için yer açarlar.
Kaynak
www.nourishedmagazine.com.au

Latince adı Aesculus hippocastanum olan at kestanesi, yağı çıkarılarak hastalıklara karşı kullanılan bir bitkidir. At kestanesi yağının faydaları sebebiyle yaygın olarak birçok ülkede kullanılan bir yağdır. Kan damarlarını koruyucu özelliğinin yanında damar sertliği, varis, hemoroid gibi rahatsızlıklar için kullanılması da at kestanesi yağının yararları arasındadır. Ayrıca son zamanlarda at kestanesi yağı kozmetik sanayisinde tercih edilen yağlar arasındadır. Genellikle güneş bakım ürünleri, duş jelleri, traş losyonları ve kremlerin içinde bu şifalı yağa rastlamak mümkündür.
At Kestanesi Yağı Faydaları Nelerdir?
Vücuttaki kılcal damarların geçirgenliğini arttırarak dolaşım sistemine fayda sağlar. Kan dolaşımını arttırır.
Balgam sökücü etkisinin olmasının yanında göğüs ağrılarına da iyi gelir.
Hemoroid yani basura iyi gelmesi de at kestanesi yağının faydaları arasındadır.
Romatizma, romatoid artrit gibi kemik hastalıklarına yarar sağlar.
Burkulma, kaslarda gerilme, kas ağrıları, donma, morarma ve ödem durumlarında da kullanılabilir.
Yorgun ve ağrılı bacaklara da iyi gelir.
Varis Oluşumunu Önlemesi At Kestanesi Yağının Yararları Arasındadır!
Kronik stres altında, uzun süre ayakta kalındığında yada aşırı kilo, obezite nedeniyle bacaklardaki damarlarda sıvı birikimi ve şişme görülebilir. Bu durumda damarlar zayıflar ve varis oluşabilir. At kestanesi yağı, damarlardaki kolajen ve elastik yapıyı koruyarak damarları güçlendirir, varis oluşumunu engeller. Varisli damarlar ve örümcek şeklinde oluşan damarlar için bir çay kaşığı at kestanesi yağı ile bir çay kaşığı üzüm çekirdeği yağı karıştırılır ve gece yatmadan önce varisli bölgeye sürülür. Bir gece bu şekilde bekletilir. Bu yağların karışımı ile varisli damarlara çözüm bulunabilir.
Romatizmaya Karşı At Kestanesi Yağı!
Romatizma, romatoid artrit, burkulmalar gibi kas ağrılarına karşı kullanılabilmesi de at kestanesi yağının faydaları arasındadır. Sporcular tarafından tercih edilen birçok masaj yağı yada kremin içinde de at kestanesi özü bulunmaktadır. Kas ve eklem ağrılarını gidermek için sıkça tercih edilen yağlar arasındadır. Romatizma için yarım yemek kaşığı zeytinyağı ile bir yemek kaşığı at kestanesi yağı karıştırılır. Günde iki kez ağrıyan bölgeye masaj yapılarak sürülür.
Yaşlanma Karşıtı Olarak Kullanılabilir!
Antioksidan özellikleri sayesinde, yaşlanma karşıtı anti aging olarak kullanılabilen bir yağdır. Kan dolaşımını arttırarak kılcal damarları güçlendirir. Bu sayede kırışıklıkları ve selülitleri azaltır. Birçok cilt kreminde yada vücut losyonlarında kullanılır. Cildi sıkılaştırıcı özelliği olması da at kestanesi yağının faydaları arasındadır. Sağlıklı ve parlak bir cilt için, 50 ml E vitamini yağının içine 5-10 damla at kestanesi yağı damlatın. Yatmadan önce geceleri cildinize uygulayın. Bu sayede daha parlak ve sağlıklı bir cilde kavuşabilirsiniz. Hassas bir cildiniz varsa öncelikle 5 damla at kestanesi yağı uygulamanızı öneririz. Aynı zamanda kuru ciltleri nemlendirici özelliği de vardır.
At Kestanesi Yağı Nasıl Yapılır?
At kestanesi yağı, at kestanesinin tohumlarından elde edilir. At kestanesi yağı yapmak için sonbahar mevsiminde olgunlaşan tohumlar kabuklarından çıkarılarak rendelenir. Bir kavanozun üçte birini dolduracak şekilde rendelenen at kestaneleri konur. Kavanozun geri kalan üçte ikilik kısmına ise zeytinyağı eklenir. Kavanoz 45 gün boyunca her akşam çalkalanarak güneşte bekletilir. 45 günün sonunda süzülür ve cam şişeye konularak serin yerde muhafaza edilir.
At Kestanesi Yağının Yan Etkileri Nelerdir?
Hamile ve emziren kadınların kullanmaması tavsiye edilir. Eğer kronik bir rahatsızlığınız varsa kullanmadan önce mutlaka doktorunuza danışmalısınız. Böbrek ve karaciğer rahatsızlığı olan kişilerin kullanmaması önerilir. Bazı kişilerde alerjik reaksiyonlara sebep olabilir. Bu nedenle cildinizde büyük bir kısma uygulamadan önce küçük bir alana sürüp alerjiniz olup olmadığını denemelisiniz.
SAĞLIKLI GÜNLER DİLERİZ…
Not: Paylaştığımız bilgiler tedavi niteliği taşımamaktadır. Kullanmadan önce doktor veya hekiminize danışın. Yaşanabilecek olumsuzluklardan Haberin başı sitesi ve/veya yazarımız sorumlu tutulamaz.

Kefir nedir? Faydaları ve evde kefir yapımı.
Bu yazımızda Kefirden bahsedeceğiz. Faydaları ve evde kefir nasıl yapılır.
Kefir belkide bu güne kadar adını duymadığınız bir içecek türüdür. Birçok kişi kefirin ne olduğunu bilmez. Bazı kişiler de marketlerde rastlamıştır. Kefirin adını bugüne kadar duymadıysanız faydalarını da duymamışsınızdır. Bu şifalı içecek aslında sağlık açısında oldukça faydalıdır. Birçok vitamin ve mineral içerir.
Kefir Nedir?
Kefir tanelerinden oluşan bir çeşit süt içeceğidir. Kafkas orijinli olduğu söylenir. İlk kez Türkler tarafından yapılmıştır. Türkçe olarak ‘kef’ yada ‘keyf’ kelimesinin kökeninden türemiş bir sözcüktür. Keyif verir anlamında bir kelimedir. Laktik asit ve etil alkol fermantasyonlarının birlikte gerçekleşmesiyle oluşan bir içecektir. İnek, keçi ve koyun sütlerinden elde edilebilir. Son zamanlarda yurtdışında birçok ülkede de üretimine başlanmış ve raflardaki yerini almıştır. Sağlık açısından oldukça faydalıdır. Tadı ayrana benzer fakat daha ekşi ve keskindir.
Kefir Faydaları Nelerdir?
Probiyotik bir içecek olması kefiri daha da faydalı hale getiriyor. Sağlığa birçok faydası bulunan bu şifalı içecek sık sık tüketilmelidir. Özellikle çocuklara da belli bir yaştan sonra kefir içme alışkanlığı kazandırılarak birçok hastalığa karşı koruma sağlanabilir. Kefir faydalarından bazıları şunlardır:
Yüksek oranda kalsiyum içerir. Yüksek kalsiyum içeriği nedeniyle kemik ve dişlerin yapısını korur. Aynı zamanda dişlerin çürümesini engeller.
İyi bir aminoasit kaynağıdır.
Rahatlatıcı etkiye sahiptir.
Alerjik hastalıklara karşı koruma sağlar.
Sindirim sistemini rahatlatır, bağırsaklara fayda sağlar.
Yüksek miktarda B vitamini içerir.
Sinir sistemi için önemli bir etkiye sahiptir. Stres ve depresyonu önleyici etkisi vardır.
Yapılan bir araştırmaya göre kan basıncını düzenlemeye yardım eder.
Vücudumuz için oldukça büyük önemi olan fosfor mineralini içerir.
İçerdiği fosfor sayesinde hücre gelişimine yardım eder, enerji verir.
Kolesterolü düzenleyici etkisi vardır.
Egzama gibi vücutta çıkan yaraların iyileşmesine fayda sağlar.
A ve D vitamini kaynağıdır.
Göz sağlığını korumaya yardım eder.
Kansızlığı önler.
Probiyotik etkisi nedeniyle bağırsaklarda bulunan zararlı mikroorganizmaların gelişimini ve büyümesini engeller.
Dengeli ve besleyici bir gıdadır.
Yaşlanma etkisini geciktirir ve genç kalmaya yardım eder.
Bağışıklık sistemini güçlendirir.
Uyku bozuklukları yani uykusuzluğa iyi gelir. Düzenli bir uyku sağlar.
Dikkat eksikliğini önler, odaklanma sorununu azaltır.
Kronik yorgunluğa karşı dinlenmeye yardım eder.
Çağımızın hastalığı kansere karşı da koruma sağlar. Tümörlü hücreleri inhibe eder ve gelişimlerini önler.
AIDS için de faydalı bir içecektir.
Kalp ile dosttur, kalbi korur.
Vücuttaki ödemin atılmasına yardım eder.
Vücutta sivilce oluşumunu önler.
Zeka ve zihin gelişimine yardım eder.
İdrarı sulandırır.
Üreme hormonlarına faydalı etkisi bulunduğu için üremeyi teşvik eder.
Akciğerlere fayda sağlar.
Düzenli kefir tüketimi ile bağırsak bozuklukları giderilir.
Bağırsak hareketlerini teşvik eder.
Sinüzit rahatsızlığına fayda sağlar.
Kadınlarda ve erkeklerde cinsel isteği arttırıcı etkisi bulunmaktadır.
Midedeki şişkinliği azaltır.
İyi bir protein ve magnezyum kaynağıdır.
Gut hastalığına iyi gelir.
Antibakteriyel özelliği vardır.
Kabızlık ve hazımsızlığı önleyici etkisi vardır.
Böbrekleri korur ve safra kesesi hastalıklarına iyi gelir.
Hamilelik sırasında tüketilirse anne ve bebek için yarar sağlar.
Şeker hastalığına iyi gelir, yüksek şekeri düşürür.
Ülsere karşı fayda sağlar.
Birçok rahatsızlığa karşı koruma sağlaması ve birçok hastalığın iyileşme sürecinde rol oynaması nedeniyle çokça tüketilmesi gereken bir içecektir.
Kefir ile Yoğurt Arasındaki Farklar Nelerdir?
Yoğurt ile kefir sütün mayalanmasından elde edilen süt ürünleridir. Fakat kefir yoğurda göre daha fazla sindirimi rahatlatan, vücuda yararlı bakteri içerir. Ayrıca kefir direkt olarak probiyotik bakterileri içerirken yoğurt probiyotik bakteri üretimini teşvik eder. Kefir yeyince direk olarak probiyotik bakterileri vücudunuza almış olursunuz, fakat yoğurt ile sadece bu bakterilerin üretilmesi için vücudunuzu teşvik edersiniz. Bu yüzden kefir tüketmek oldukça önemlidir.
Probiyotik Nedir? Probiyotik Bakteri Ne Demektir?
Vücudumuzda, özellikle bağırsaklarımızda yararlı ve zararlı bakteriler yaşar. Patojenler olan zararlı bakteriler vücudun dengesini bozar, hastalıklara sebep olur. Probiyotikler olan yararlı bakteriler ise sindirim sistemine fayda sağlar, sindirimi düzenler. Probiyotik bakteriler sindirimi rahatlatır, bağırsak sağlığını düzenler, ishal yada kabız olma durumlarını yok eder. Bağırsaklarda gaz, şişkinlik oluşumunu engeller. Ayrıca bu faydalı bakteriler sayesinde kolon kanseri yada mesane kanseri gibi kanser türlerine yakalanma riski azalır. Çeşitli hastalıklar ve antibiyotik ilaçların kullanımı bağırsak florasındaki yararlı bakterilerin yaşamasını engeller ve faydalı bakterilerin yok olmasına sebep olur. Bu gibi durumlarda probiyotik bakterile içeren yada probiyotik bakteri üretimine destek olan gıdaların, şifalı yiyeceklerin tüketilmesi gerekir.
Probiyotik Besinler Hangileridir?
Kefir ve süt probiyotik bakterileri içeren şifalı yiyeceklerin başında yer alır. Yoğurt ise probiyotik bakteri oluşumunu teşvik eden bir besindir. Ayran ve peynir de bu yararlı bakterilerin oluşumuna fayda sağlar. Kısacası süt de dahil olmak üzere tüm süt ürünleri probiyotik besinlerdir. Pastörize edilerek saklanmamış olan doğal zeytinler ve turşularda probiyotik oluşumu destekler. Ayrıca lahana turşusu da probiyotik oluşuna katkı sağlayan yiyeceklerdendir. Yalnız unutmamak gerekir ki her şeyin fazlası zararlıdır. Bu yüzden probiyotik besinler de aşırı miktarda tüketilmemelidir.
İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Antalya ve Bursa gibi büyük şehirlerde orijinal kefir mayası satan yerler bulmanız ve kefirin faydalarından daha çok yararlanmanız mümkündür.
Evde Kefir yapımı
Malzemeler
1 yemek kaşığı kefir tanesi,
1 adet büyük cam kavanoz,
1 litre süt (5 su bardağı süt- oda sıcaklığında),
Plastik süzgeç.
Yapılışı
Cam kavanozu iyice yıkayalım. (hijyen çok önemli)
Kefir tanelerini iyice temizlediğimiz kavanozun içine koyalım.
Kavanozun içine oda sıcaklığında beklettiğimiz sütü ilave edelim.
Kavanozu 24- 48 saat oda sıcaklığında bekletelim. (soğuk ise kavanozu bir örtü ile saralım)
Kefirimiz mayalandığında pütür pütür bir görünüm alacaktır.
Sonra plastik süzgeç ile kefiri süzelim.
Kefirimiz servise hazır.
Hazırladığımız kefiri bardaklara doldurup ayran gibi tüketiyoruz.
Süzgeçte kalan kefirleri zedelemeden suda yıkayalım.
Kefirleri sonra kullanmak üzere suyun içine veya sütün içine koyup ağzı kapalı cam bir kapta buzdolabında saklayalım.
Sağlığa çok faydalı olan bu harika besinin faydalarını şöyle sıralayabiliriz;
Kefir sindirime yardımcı olur.
Kabızlık ve hazımsızlık çekenlerin tüketebileceği ideal bir içecektir.
Bağışıklık sistemini güçlendirir.
Sindirim sisteminde mevcut bulunan bakteri ve mikropların temizlenmesine yardımcı olur.
Kemik sağlığını korumaya ve kemik kaybını önlemeye yardımcı olur.
Not: Kefir, süt ile ayran arasında bir lezzete sahiptir.
Kefiri hazırlarken kesinlikle metal malzemeler kullanılmamalıdır.
Kefiri mayalarken kavanozu doğrudan güneş ışığında tutmayalım.
Kefiri az az hazırlayıp taze olarak tüketelim.
SAĞLIKLI GÜNLER DİLERİZ
Kaynaklar: Yemektarifleri-sitesi.com
Şifalibitkitedavisi.com

Not: Paylaştığımız bilgiler tedavi değildir. Kullanmadan önce doktorunuza veya bir hekime danışınız. Kullanımından doğacak olumsuz sonuçlardan Haberin Başı ve/veya yazarımız sorumlu tutulamaz

Sevgili Sağlıklı Yaşam dostları, bu yazımızda şifa kaynağı her derde deva Çörek Otu’ndan bahsedeceğim.
Çörek otu yanı sıra çörek otu yağı da birçok yerde popüler olmaya başladı. Bu şifalı yağ sayesinde birçok hastalığa şifa bulundu. Çok eski yıllardan beri bilinen bir şifalı bitkidir. Hatta Mısırlılar zamanında bile birçok hastalık yada güzelleşmek için kullanılırdı. Hindistan’da yaygın olarak yetiştirilir. Birçok hastalığa fayda sağlaması kullanım ve yetiştirme alanını arttırmıştır. Birçok ülkede siyah tohum yada kara tohum isimleriyle de bilinir.
Çörek Otu Yağının Faydaları Nelerdir?
Son zamanlarda dikkat çeken ve oldukça ünlenen çörek otu yağının faydalarından bazıları şunlardır:
A, B, ve C vitaminlerinin yanı sıra kalsiyum, potasyum, magnezyum ve çinko gibi değerli bileşenleri içerir.
Yaraları iyileştirici özelliği vardır.
Baş ağrısına iyi gelerek baş ağrısını geçirir.
Bağırsak kurtlarını düşürücü etki yapar. Bağırsak parazitlerini geçirir.
Sindirim sistemini rahatlatır. Gaz giderici özelliği vardır.
Kabızlığı gidermeye yardım eder.
Dizanteriye karşı fayda sağlar.
Hemoroid yani basur için de iyileştirici özelliği vardır.
Burun tıkanıklığını giderir.
Astım yada alerjik reaksiyonları olan kişilere de fayda sağlar.
Bronşit ve öksürüğe iyi gelir. Özellikle kış hastalıkları olan nezle, grip için etkilidir.
Ateş düşürmeye yardım eder.
Amfizem rahatsızlığına karşı kullanılabilir.
Kan basıncını ve yüksek tansiyon yani hipertansiyonu düşürür.
Kolesterolü düşürücü etkisi de vardır. Kolesterolü dengeler.
Vücudun bağışıklık sistemini güçlendirir ve hastalıklara karşı direnç sağlar.
Diş ağrılarını geçirmeye yardım eder.
Gebelikten sonra emzirme dönemini arttırır, doğum yağmış annelerde süt artışı sağlar.
Eklem ağrıları, artrit ve romatizmaya iyi gelir.
Uykusuzluk çekiyorsanız şifayı çörek otu yağında bulabilirsiniz.
Kas ağrıları için bir çay bardağı çörek otu yağı ile masaj yapabilirsiniz.
Mide bulantısı ve mide ağrıları için yarım tatlı kaşığı taze zencefil suyu ile yarım tatlı kaşığı çörek otu yağını karıştırıp günde iki kez içebilirsiniz.
Kalbi korur.
Kansere karşı koruma sağlar.
Sinüzite iyi gelir.
Saçların yapısını korur ve saçların kolay, sağlıklı uzamasına yardım eder.
Saç dökülmesini önler, saçların erken beyazlamasını engeller.
Sinir, stres depresyon ve gerginlikten uzaklaştırır.
Diyabet diğer bir adıyla şeker hastalığı için de faydalıdır.
Kan damarı duvarlarının esnekliğini arttırmaya yardımcı olur.
Kronik yorgunluğa iyi gelir.
Safra kesesi taş oluşumu ve böbrek taş oluşumuna karşı etkilidir.
Dolaşım sistemine yarar sağlar.
Cinsel gücü arttırıcı etkisi vardır.
Çörek Otu Yağının Cilde Faydaları Nelerdir?
Cildi güzelleştirir. Eski zamanlarda ünlü Mısır kraliçesi Kleopatra’nın güzelliğinin çörek otu yağından geldiğine inanılırmış. Bu yüzden güzel görünmek için bu şifalı bitkinin yağı ve tohumları kullanılırmış.
Cildin kurumasını, kuruyarak çatlamasını engeller. Cildi onarır.
Bir deri hastalığı olan sedef hastalığının iyileşmesine yardım eder.
Sedef hastalığının yanı sıra egzama gibi cilt hastalıkları için de kullanılabilir.
Ayaklarda kaşıntı yapan tırnak mantarı ve deri mantarı ile mücadelede de etkilidir.
Akneleri iyileştirici özelliği vardır.
Çörek Otu Yağının Hamilelik İçin Kullanımı Nasıldır?
Hamile kalmak için bazı durumlarda birçok yöntem denenir. Doktorlara gidilir, şifa aranır ve çeşitli bitkisel karışımlar kullanılır. Çörek otu yağı da hamile kalmak için kullanılabilecek yağlardan biridir. Gebe kalmak istenen süreden 6 ay kadar önce bu şifalı bitkinin yağının yada tohumlarının kullanımına başlanabilir. 1 ay boyunca çörek otu, bal ve tarçınla karıştırılarak adet dönemi başlaması sürecinde 10 gün yenirse gebe kalmayı kolaylaştırır.
Hamile kalındıktan sonra hemen çörek otu yağı yenmesi kesilmelidir. Çünkü hamilelik döneminde bu bitkinin tohumlarının yada yağının tüketilmesi düşük yapma riskini arttırır. Fakat doğum yapıldıktan sonra tekrar çörek otu yağı kullanılabilir. Böylece anne ve bebek daha sağlıklı olur. Emzirme döneminde ve gebelik döneminden sonra anne ve bebek sağlığı açısından ilaç kullanılamayacağı için çeşitli şifalı bitkiler kullanılır. Çörek otu tohumları ve yağı ile emzirme dönemi daha sağlıklı ve uzun geçer.
Çörek Otu Yağının Yan Etkileri Nelerdir?
Hamilelik döneminde kesinlikle kullanılmamalıdır.
BU YAZIMIZADA BAKABİLİRSİNİZ.
LİMON KABUĞU VE YAĞININ FAYDALARI
Not:Yazımızdaki bilgiler tavsiye niteliğinde olup,ilaç ya da tedavi değildir. Uygulanmasından doğabilecek olumsuz sonuçlardan Haberin Başı sayfamız ve yazarımız sorumlu tutulamaz.

Limon Yağı Faydaları Saymakla Bitmez!
Kalsiyum, potasyum gibi mineraller ve C vitamini içerir.
Hazımsızlık ve gaz giderici etkileri vardır.
İyi bir vitamin kaynağıdır.
Sindirim sistemini rahatlatır.
Karın ağrısına iyi gelir.
Yüksek vitamin içeriği sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirir. Bunun sonucunda hastalıklara karşı koruma sağlar.
Kan dolaşımını arttırır.
Rahat nefes alabilmek için burun deliklerini, sinüsleri temizlemeye yardım eder, astım rahatsızlığı için fayda sağlar.
Uykusuzluğa iyi gelerek rahat uyumaya yardım etmesi de limon kabuğu yağı faydaları arasındadır.
Mide kramplarına, mide rahatsızlıklarına iyi gelir.
Limon yağı ateş, tifo ve sıtma gibi rahatsızlıklara karşı da yararlıdır.
Vücuttaki toksinleri temizler.
Limon yağı, karbonat ve hindistan cevizi yağı ile karıştırılarak 2 dakika boyunca dişler ovulursa dişler beyazlar.
Boğaz ağrısı ve ağızda oluşan iltihaplar için gargara yapılabilir.
Nasır ve siğiller için de yararlı bir yağdır.
Baş ağrısına iyi gelir.
Tırnaklar limon kabuğu yağı ile ovulursa tırnak mantarları ölür, tırnak bakımı sağlanır.
Limon Kabuğu Yağının Cilde Faydaları Nelerdir?
Limon cilt için iyi bir tonik olarak kullanılır. Limon kabuğu yağı da cilde faydalı bir yağdır. Özellikle yağlı ciltler için kullanılabilir. Yağlı cilde sahip olan kişiler bu yağı kullanırlarsa ciltlerindeki yağ oranı azalır. Cildi temizleme özelliği vardır. Ciltteki mikropları temizler ve cildi sıkılaştırır, ciltteki sarkmaları önler. Cilt yorgunluklarına da iyi gelir. Sivilcelerden birçok kişi kurtulmak ister. Hele ki yüzdeki sivilceler insanları çok rahatsız eder. Limon yağı ciltte sivilce oluşumunu önler. Bu şifalı yağ ile cilt silinerek temizlenirse sivilceler daha çıkmadan engellenmiş olur.
Limon Kabuğu Yağının Saça Faydaları Nelerdir?
Sağlıklı ve bakımlı saçlar için birçok yöntemler denenir. Limon yağı saç toniği olarak kullanılabilir. Sağlıklı, güçlü ve bakımlı saçlar için bu şifalı yağ kullanılabilir. Aynı zamanda saçlarında kepek oluşan kişiler de kullanabilir. Kepek oluşumunu ortadan kaldırır.
Strese İyi Gelir!
Günümüzde stres, depresyon, duygu durumu değişimleri birçok kişi tarafından gün içinde yaşanan hallerdir. Limon kabuğu yağı doğal sakinleştirici, zihinsel yorgunluğu giderici, bitkinliğe iyi gelici, gerginliği giderici bir yağdır. Sinirleri yatıştırır, zihni yeniler. Aynı zamanda limon yağının konsantrasyonu arttırıcı ve zihni yenileyici özellikleri olması sebebiyle çalışanların verimliliğini arttırmak amacıyla iş yerlerinde de oda spreyi olarak kullanılır.
Limon Yağının Diğer Faydaları!
Cilt ve sağlık için faydalarının yanında ev temizliğinde, giysi bakımında da kullanılabilen bir yağdır.
Metal yüzeylerin temizliğinde kullanılabilir. Örneğin kasapların kullandığı bıçaklar yada metal yüzeyler için iyi bir temizleyicidir.
Giysi temizliğinde de genel bir dezenfektan olarak kullanılabilir.
Limon yağı parfümler için de harika bir aromadır. Parfümlerin haricinde kokulu mumlar için de kullanılabilen bir yağdır.
Sabun yapımında kullanılabilmesinin yanında kozmetik sanayinde de kullanılabilir.
Meyve sularına tat vermek için de kullanılabilir.
Tüm bu faydaları için lavanta yağı, portakal çiçeği yağı, sandal ağacı yağı, ıtır yağı, ylang ylang yağı ve çay ağacı yağı gibi çeşitli yağlarla kullanılabilir.
Limon Yağı Nasıl Yapılır ve Nasıl Kullanılır?
Limon kabuğu yağı yapımı aslında oldukça kolaydır. Bu şifalı yağ, limon kabukları sıkılarak elde edilebilir. Limon kabuğu yağı dahili olarak kullanılabilir. Bunun için bir bardak suyun içine 3 damla kadar limon yağı damlatılır. Hazırlanan bu su içilebilir yada bu suyla gargara yapılabilir.
Not: Yazımızdaki bilgiler tavsiye niteliğinde olup,ilaç ya da tedavi değildir. Uygulanmasından doğabilecek olumsuz sonuçlardan Haberin Başı sayfamızve yazarımız sorumlu tutulamaz.

Pancar Suyu Deyip Geçmeyin!

Sevgili sağlıklı yaşam takipçilerim , bugün ki yazımızda Pancar Suyunun faydalarından nelere iyi geldiğini ve ne zaman zararlı olduğundan bahsedeceğim.
Pancar bordo renkli, turpu andıran görünümü olan bir sebzedir. Bağışıklık sistemini güçlendiren pancar, kalp ile dost bir sebze olduğu gibi pancar suyu da kan basıncını dengeler, kan dolaşımına fayda sağlar. Aynı zamanda pancar suyu tansiyonu düzenler, içeriğindeki vitamin ve antioksidanlar sayesinde hastalıklara karşı koruma sağlar.
Normalde bir adet pancar ortalama 58 kalori ve 13 gram karbonhidrat içerir, fakat işlenmiş şekilde hazırlanan bir bardak pancar suyu ortalama 100 kalori ve 25 gram karbonhidrat içerir.

Pancar Suyunun Faydaları

Hastalıklara İyi Geliyor!
A, B1, B2, B6 ve C vitaminleri içeren pancar suyu, kalsiyum, iyot, bakır ve sodyum da içerir.
2008 yılında yapılan bir çalışmaya göre pancar suyu kan basıncını düşürür. Aynı zamanda 2010 yılında yapılan bir çalışma da kan basıncını düşürdüğünü desteklemiştir. Bunun sonucunda tansiyonu düşürücü etkisi vardır.
Kalbi koruyucu özelliği vardır.
Vücuttaki hemoglobin seviyesini arttırarak anemiyi yani kansızlığı önler. Ayrıca iyi bir demir minerali kaynağıdır.
İyi bir antioksidandır. Bu sebeple detoks aracı olarak kullanılır.
Vücuttaki glukoz seviyesini düşürerek diyabete karşı koruma sağlar.
Yüksek lif içeriği nedeniyle sindirim sistemini rahatlatır, kabızlığı önleyici etkisi vardır.
Hafızayı güçlendirir ve öğrenmeyi kolaylaştırır.
Pancar suyu egzersiz yada spor yaparken de yarar sağlayan bir içecektir. Egzersiz yaparken kaslara fayda sağlar, yaşam kalitesini arttırır.
Anti kanser yani kanseri önleyici etkisi vardır. Kanserli tümörlerin oluşumunu engellemeye yardım eder ve aynı zamanda vücuttan toksinlerin atılmasını sağlar. Araştırmalara göre akciğer, karaciğer, lösemi, deri, testis, prostat ve göğüs kanseri gibi kanser türlerine karşı koruma sağlar.
Karaciğer ve böbreklere fayda sağlaması da pancar suyunun faydaları arasındadır. Karaciğer hücrelerinin işlevlerini uyarır ve safra kanallarını korur.
Gut rahatsızlığına yarar sağlar.
Gözlere iyi gelir.
Kemikleri güçlendirerek osteoporoz yani kemik erimesine yakalanmayı önler.

Pancar Suyunun Cilde Faydaları Nelerdir?

Pancar suyu cilt için de faydalı olan bir içecektir. Düzenli içildiğinde cilde iyi gelir, yorgunluğu engeller. Ciltteki akne ve sivilcelerin azalmasına yardım eder. Akne ve sivilcelerin yanı sıra ciltteki lekelere karşı da etkilidir. Yaşlanmak istemeyen kişiler de pancar suyu tüketmelidir. Yaşlılık belirtilerini azaltır. Ciltteki ince çizgilerin oluşumunu engeller. Cildinizin kurumasından şikayet ediyorsanız siz de mutlaka bu şifalı içeceği tüketmelisiniz. Kuru ciltleri nemlendirici özelliği vardır. Cildi pürüzsüz ve esnek bir hale getirir. Ölü hücreleri yok eder.

Pancar Suyu İçerken Dikkat Edilmesi Gerekenler!

Pancar suyu çok güçlü bir içecektir, bu nedenle bir anda çok fazla miktarda içilmemelidir. Az içmeye başlayarak zamanla içme miktarı arttırılmalıdır. Ayrıca aşırı pancar suyu tüketimi idrarınızın rengini kırmızıya döndürebilir. Herhangi bir rahatsızlığınız varsa doktorunuza danışmadan tüketmemelisiniz.
Not: Yazımızdaki bilgiler tavsiye niteliğinde olup,ilaç ya da tedavi değildir. Uygulanmasından doğabilecek olumsuz sonuçlardan Haberin Başı sayfamızve yazarımız sorumlu tutulamaz.